Paris Pantheon’u (Le Panthéon)

Paris Pantheon’u; Fransa tarihinin önemli olaylarını hatırlatan ve ülkenin övünç duyduğu ünlü kişilerine saygı için ayrılmış bir binadır. Aslında Aziz Geneviève’e adanmış bir kilise olarak yapılmış olan Pantheon, 18. yy’da laik bir mekan olarak tekrar düzenlenmiştir.

Bir politikacı olan Emmanuel Pastoret, bu eserin bir nekropol(şehir mezarlığı)’e dönüştürülmesini öneren kişidir. Ama bir halkın önde gelen isimlerinin bir pantheon içine defnedilmesi geleneği çok daha eskilere, antik Mısır ve Yunan uygarlıklarına dayanmaktadır.

Bugün bu ayrıcalığı tayin etme yetkisi ülkenin cumhurbaşkanındadır. Ancak daha önce Albert Camus ya da Charles Péguy örneklerinde de görüldüğü gibi, merhumun ailesi tarafından Pantheon içerisine defin  reddedilebilir. Defin işlemi bir tabut ile veya merhum yakıldıktan sonra içerisine küllerinin konduğu bir kavanoz ile gerçekleştirilebilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; Pantheon içerisine defnedilmiş tek kadın, 1934 yılında vefat etmiş, bir bilim insanı olan, Marie Curie’dir.

 

Kralın Yemini

1744 yılında Metz’de ağır bir hastalığa yakalanan kral Louis XV bir yemin eder; iyileşmesi durumunda Saint-Geneviève kilisesini yeniden inşa ettirecektir.

Aynı isimle anılan Quartier Latin’in merkezinde (Latin mahallesi) bir dağın üzerine konuşlanmış olan bu kilise, Kral Clovis’in emri üzerine, danışmanı Saint-Geneviève’in ölüp, defnedildiği yere inşa edilmiş Saints-Apôtres (Kutsal Havariler) bazilikasının bir kalıntısıdır (5. yy).

Sadece 11 yıl sonra, 1755’te, Louis XV’nin yemini üzerine, mimar Jacques Soufflot tarafından neo klasik bir üslupla yeniden inşasına baslanan kilise, içerisindeki mermer nef ile birlikte tamamlanmıştır.

Eskisi gibi dini inancın hakim olmadığı bir dönemde inşasına başlanan kilise, ağır ve hantal görüntüsüyle adeta Stalin donemi mimarisinin bir ön hazırlığı gibidir ve tam da ünlü Fransız devriminin şafağında tamamlanmıştır.

Roma’dan Sonra Paris’te Bir Pantheon

Devrimin ilham vericilerinden olan Mirabeau’nun, 2 Nisan 1791’de, ölümüyle birlikte Ulusal Meclis, Londra’daki Westminster baş kilisesi örnek alınarak, onu Pantheon’a defnetmeye karar verir ve binayı ulusal nekropol (mezarlık)’e dönüştürür.
Yunanca bir kelime olup, “tüm tanrılar” anlamına gelen Pantheon ismi; devasa bir kubbe ve yuvarlak bir plana sahip olan hatta içerisinde ünlü ressam Raphael’in de yattığı Roma Pantheon’undan esinlenilerek nekropole dönüştürülen bu kiliseye verilmiştir.

Paris Pantheonu’nun ilk misafiri olan Mirabeau, ihaneti ile ilgili bilgilerin ortaya  çıkması ile 1793 yılında oradan alınıp, başka bir yere taşınmış ve yerine Marat getirilmiştir. Ancak devrimcilerin terör dönemi’ni tanımaması üzerine o da Pantheon’dan çıkarılmıştır. Mirabeau’dan hemen sonra, 1791 yılında, Pantheon’a alınan kişi Voltaire’dir. 1794 yılına gelindiğinde ise ona katılan kişi, hayattayken ezeli düşmanı olan Rousseau’dur.

1806 yılı, birinci imparatorluk döneminde kilise tekrar bir kült halini almıştır ancak crypte denen kilise türbesi ünlü isimleri kabul etmeye devam etmiştir. 1821 yılındaki restorasyon esnasında ünlülerin türbesi kapatılmıştır. Daha sonra, Burjuva kral olarak tanınan I. Louis Philippe ise, binayı tekrar ulusal nekropole dönüştüren kişidir.

Pantheon’un alınlığı, David d’Angers’in o meşhur yazıtı ile taçlandırılmıştır: “Aux grands hommes la patrie reconnaissante” “büyük insanlara vatan minnettar”. (Aynı dönemde, Tarihi ile Halkı bir araya toplama kaygısıyla kral, Versailles sarayını bir Fransa tarihi müzesi olarak açmış ve müzeyi de Fransız zaferlerine adamıştır.)

İkinci imparatorluk döneminde yazıt silinmiş ve anıt, Katolik Kilisesin’e geri verilmiştir.

1871’e gelindiğinde yeni bir geri dönüş başlar: III. Cumhuriyet, Hristiyanlık sembollerini kaldırtır. 1885’te cumhuriyetçiler, rejimin monarşi ve kilise üzerindeki kesin zaferini onaylarlar. Victor Hugo’nun ölümü üzerine Pantheon’un nekropolü tekrar kullanıma açılır.

Pantheon’un Bilinmeyen Misafirleri

En çok tanınan misafirler: Marcellin Berthelot (ve karısı), Lazare ve Sadi Carnot, Félix Éboué, Léon Gambetta (yalnızca kalbi!), Victor Hugo, Jean Jaurès, Paul Lagrange, Paul Langevin, Lannes, Paul Painlevé, Jean Perrin, Émile Zola…

En son misafirler: André Malraux, Pierre ve Marie Curie, Condorcet (mezarı boştur), Monge, abbé Grégoire, Jean Monnet, René Cassin, Jean Moulin, Braille, Victor Schoelcher (ve babası), Alexandre Dumas ve «Justes des Nations» (II. Dünya savaşında yahudi olmayıp, yahudileri katliamdan kurtaran kişiler)

30 Kasım 2002 yılında Pantheon, son misafirlerinden olan Alexandre Dumas’yı çatısı altına almıştır. 1802 yılında doğduğu Villers-Cotterêts şehrine gömülen Dumas, 2002 yılında alınan bir kararla Pantheon’a nakledilmiştir ve bugün eski mezarı hâlâ yerinde durmakta ve üzerinde bu nakilden bahseden bir yazı bulunmaktadır.

Toplamda 71 kişinin naaşını barındıran Pantheon’da Voltaire, Rousseau, Hugo, Zola ve Malraux’dan sonra Üç Silahşörler’in yazarı, Dumas, yalnızca altıncı yazardır. Bu durum Fransa gibi dünya edebiyatını büyük ölçüde etkilemiş bir ülke için oldukça azdır.

Peki; Honoré de Balzac, George Sand, Jules Michelet, Alexis de Tocqueville, Charles Baudelaire, Marcel Proust, Marc Bloch, Raymond Aron, Albert Camus… ve daha pek çoğuna ne zaman sıra gelecek?

Pantheon’un resmi web sitesi için: http://www.paris-pantheon.fr/

Ayrıca Pantheon ile ilgili videomuzu şuradan izleyebilirsiniz:

Comments

yorumlar

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir